Adli Yardım Kapsamında Görevlendirilen Avukatın Sulh ve Feragat Hâlinde Vekâlet Ücreti Talep Hakkı
Adli yardım avukatının sulh ve feragat hâlinde kanuni vekâlet ücreti talep hakkı, Avukatlık Kanunu m. 164-165 ve yargı kararları çerçevesinde incelenmektedir.
Av. Eren Efe GÖKALP | Gökalp Hukuk Bürosu
1. Adli Yardım Kapsamında Avukatın Ücret Hakkı
Adli yardım kurumu, ekonomik imkânları yetersiz kişilerin hukuki yardım hizmetlerinden yararlanabilmelerini ve hak arama özgürlüklerini etkin biçimde kullanabilmelerini amaçlamaktadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 176 ve devamı maddeleri ile Türkiye Barolar Birliği Adli Yardım Yönetmeliği kapsamında, adli yardım talebi kabul edilen kişiye avukat görevlendirilebilmekte ve görevlendirilen avukatın ücreti ilgili sistem çerçevesinde karşılanmaktadır. Bu ücretlendirme mekanizmasının temel amacı, adli yardımdan yararlanan kişinin avukatlık hizmetine erişimini sağlamaktır.Bununla birlikte adli yardım görevlendirmesinin, avukatın kanundan kaynaklanan bütün ücret haklarını ortadan kaldırdığı yönünde genel bir sonuca ulaşılması kanaatimizce isabetli olmayacaktır. Burada özellikle akdi vekâlet ücreti ile kanuni vekâlet ücretinin birbirinden ayrılması gerekmektedir.
2. Akdi Vekâlet Ücreti ile Kanuni Vekâlet Ücretinin Ayrımı
Avukatlık ücretinin hukuki niteliği bakımından iki farklı ücret türü bulunmaktadır. Akdi vekâlet ücreti, avukat ile müvekkil arasındaki hukuki ilişkiden ve ücret sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Kanuni vekâlet ücreti ise mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilen veya kanunun özel hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken ücret alacağıdır. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yükletilen vekâlet ücreti avukata aittir. Anayasa Mahkemesi’nin 10.04.2019 tarihli, 2017/154 Esas ve 2019/18 Karar sayılı kararında da söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 330. maddesi uyarınca vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi ile Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca bu ücretin avukata ait olması arasında bir çelişki bulunmadığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla kanuni vekâlet ücretinin aidiyeti, akdi vekâlet ücretinden ayrı bir hukuki zeminde ele alınmalıdır.
3. Sulh ve Feragat Hâlinde Avukatlık Kanunu’nun 165. Maddesi
Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi, iş sahibinin birden fazla olması hâlindeki sorumluluk yanında, tarafların sulh veya başka bir şekilde anlaşmaları nedeniyle sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde avukatlık ücretinden müteselsil sorumluluğu düzenlemektedir. Maddenin kapsamı yalnızca mahkeme huzurunda gerçekleştirilen sulh işlemleriyle sınırlı değildir.Tarafların mahkeme dışında anlaşmaları ve bu anlaşmanın sonucunda davanın feragat yoluyla sona erdirilmesi de somut olayın özelliklerine göre değerlendirmeye konu olabilir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.
Her feragat işleminin kendiliğinden taraflar arasında anlaşma bulunduğunu gösterdiği söylenemez.
Feragatin taraflar arasındaki bir anlaşmanın sonucu olup olmadığı, somut olayın koşulları ve mevcut deliller çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle tarafların anlaşma iradesini ortaya koyan yazışmalar, beyanlar ve diğer deliller önem taşımaktadır.
4. Müteselsil Sorumluluğun Kapsamı ve Yargıtay İçtihadı
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 05.10.2018 tarihli, 2017/6 Esas ve 2018/9 Karar sayılı kararı, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesindeki müteselsil sorumluluğun kapsamı bakımından önemlidir. Anılan kararda, tarafların anlaşmasıyla sonuçlanan işlerde karşı tarafın sorumluluğuna, avukat ile müvekkili arasında kararlaştırılmış akdi vekâlet ücretinin dâhil olmadığı kabul edilmiştir.
Bu yaklaşım, akdi vekâlet ücreti ile kanuni vekâlet ücretinin birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2018/3005 Esas, 2020/3673 Karar sayılı kararında da söz konusu içtihadı birleştirme kararı esas alınarak akdi vekâlet ücretinden karşı tarafın sorumluluğu değerlendirilmiştir. Bu kararlar doğrudan adli yardım görevlendirmesine ilişkin olmamakla birlikte, ücret türlerinin birbirinden ayrılması bakımından tartışmaya katkı sağlamaktadır.
5. Adli Yardım Görevlendirmesi Kanuni Vekâlet Ücreti Talebine Engel midir?
Çalışmanın temel tartışma konusu bu noktada ortaya çıkmaktadır. Adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın ücreti baro tarafından karşılanmaktadır. Bu nedenle avukatın adli yardım yararlanıcısıyla ayrıca ücret sözleşmesi yapması veya görevlendirme kapsamında karşılanan hizmet için ayrıca akdi ücret talep etmesi, adli yardım sisteminin amacı ve ilgili düzenlemeler bakımından sınırlamalara tabidir. Ancak tarafların kendi aralarında anlaşmaları sonucunda davanın sona ermesi durumunda, kanundan doğduğu ileri sürülen vekâlet ücreti alacağının da aynı sınırlamalar kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ayrıca incelenmelidir.
Kanaatimizce, adli yardım kapsamında baro tarafından ücret ödenmiş olması, avukatın kanuni vekâlet ücretine ilişkin bütün haklarının kendiliğinden ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır.
Bununla birlikte adli yardım yararlanıcısının korunması amacı, karşı yöndeki değerlendirmenin temelini oluşturabilir. Özellikle adli yardım yararlanıcısının ekonomik yetersizliği nedeniyle avukat görevlendirilmiş olması, bu kişiye sonradan yöneltilecek ücret taleplerinin hukuki niteliğinin dikkatle incelenmesini gerektirir. Ayrıca baronun yaptığı ödemenin geri alınması ile avukatın kanuni vekâlet ücreti talebi birbirinden farklı hukuki ilişkilere dayanmaktadır. Birinin gerçekleşmesi diğerinin kendiliğinden doğduğu anlamına gelmez. Bu nedenle somut olayda ücret alacağının doğup doğmadığı, kapsamı, muacceliyeti ve sorumluların belirlenmesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
6. Avukatın Kendi Müvekkiline Yönelik Talep Hakkı
Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen müteselsil sorumluluk, tarafların sulh olmaları veya herhangi bir şekilde anlaşmaları nedeniyle avukatın ücret alacağının korunmasını amaçlamaktadır. Kanun koyucu, tarafların avukatın bilgisi veya katılımı dışında anlaşarak uyuşmazlığı sona erdirmeleri hâlinde, avukatın ücret hakkının bu anlaşmadan olumsuz etkilenmesini önlemeyi hedeflemiştir.
Bu kapsamda, adli yardım yoluyla görevlendirilen avukatlar ile özel vekâlet ilişkisi kapsamında görev yapan avukatlar arasında, kanundan doğan vekâlet ücreti alacağı bakımından farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektiren açık bir yasal düzenleme bulunmadığı görüşündeyiz.
Nitekim adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın ücretinin baro tarafından karşılanması, avukat ile müvekkili arasında ayrıca akdi vekâlet ücreti kararlaştırılmasına ilişkin sınırlamalarla bağlantılıdır. Buna karşılık kanuni vekâlet ücreti, akdi vekâlet ücretinden bağımsız bir hukuki niteliğe sahiptir.
Bu nedenle, adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın barodan ücret almış olması, tarafların anlaşması nedeniyle Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi kapsamında doğabilecek kanuni vekâlet ücreti alacağını kendiliğinden ortadan kaldıran bir neden olarak değerlendirilmemelidir.
Öte yandan Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde, müteselsil sorumluluğun yalnızca karşı taraf bakımından uygulanacağına veya adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatların bu düzenlemenin dışında tutulacağına ilişkin açık bir istisna öngörülmemiştir.
Kanaatimizce, tarafların anlaşması nedeniyle kanuni vekâlet ücretinden müteselsil sorumluluğun koşulları oluşmuşsa, adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın da bu alacağını hem kendi müvekkilinden hem de karşı taraftan talep edebilmesi gerektiği savunulabilir.
Aksi yöndeki bir yorum, aynı hukuki hizmeti yerine getiren avukatlar arasında yalnızca görevlendirilme biçiminden kaynaklanan bir farklılık yaratabilecektir. Böyle bir farklılığın, kanuni vekâlet ücretinin hukuki niteliği ve Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinin koruyucu amacıyla ne ölçüde bağdaşacağı tartışmaya açıktır.
Elbette adli yardım kurumunun ekonomik bakımdan dezavantajlı kişilerin hak arama özgürlüğünü güvence altına alma amacı göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte, adli yardımın koruyucu niteliğinin, avukatın kanundan kaynaklanan ücret alacağını her durumda ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşmak için tek başına yeterli olmadığı kanaatindeyiz.
Bu çerçevede, adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın, tarafların anlaşması sonucunda sona eren bir davada Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesine dayanarak kanuni vekâlet ücretini her iki taraftan müteselsilen talep edebileceği görüşündeyiz.
Bununla birlikte söz konusu görüşün, adli yardım görevlendirmelerine özgü olarak yerleşmiş bir yargısal içtihada değil, mevcut kanuni düzenlemelerin lafzı, amacı ve sistematik yorumuna dayandığını belirtmek gerekir.
7. Sonuç ve Değerlendirme
Adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın, tarafların sulh veya anlaşmaları sonucunda davanın sona ermesi hâlinde kanuni vekâlet ücreti talep hakkı, Avukatlık Kanunu’nun 164 ve 165. maddeleri ile adli yardım kurumunun hukuki niteliği birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 05.10.2018 tarihli, 2017/6 Esas ve 2018/9 Karar sayılı kararıyla ortaya konulan akdi ve kanuni vekâlet ücreti ayrımı da bu değerlendirmede önem taşımaktadır.
Kanaatimizce, adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın ücretinin baro tarafından karşılanması, kanundan doğan vekâlet ücreti alacağının ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Zira adli yardım sistemi, ekonomik imkânları yetersiz kişilerin hukuki yardıma erişimini sağlamayı amaçlamakta olup, avukatın kanundan kaynaklanan ücret haklarını sınırlandıran genel bir istisna olarak değerlendirilmemelidir.
Bu çerçevede, tarafların anlaşması sonucunda davanın sona ermesi ve Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde, adli yardım kapsamında görevlendirilen avukatın da kanuni vekâlet ücretini hem kendi müvekkilinden hem de karşı taraftan müteselsil sorumluluk hükümleri uyarınca talep edebilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Bununla birlikte, adli yardım görevlendirmeleri bakımından bu meselenin doğrudan ele alındığı yerleşik bir yüksek mahkeme içtihadının tespit edilememiş olması karşısında, ileri sürdüğümüz yaklaşımın mevcut kanuni düzenlemelerin lafzına, amacına ve sistematik yorumuna dayanan bir hukuki görüş niteliğinde olduğunu belirtmek gerekir.
⸻
İlgili Mevzuat ve Yargı Kararları
1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 164, 165 ve 176 vd.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 330.
3. Türkiye Barolar Birliği Adli Yardım Yönetmeliği.
4. Anayasa Mahkemesi, 10.04.2019, E. 2017/154, K. 2019/18.
5. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 05.10.2018, E. 2017/6, K. 2018/9.
6. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2018/3005, K. 2020/3673.
Bu makale hukuki değerlendirme ve görüş niteliğindedir. Somut uyuşmazlıklarda yürürlükteki mevzuat, yargı kararları ve olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Av. Eren Efe GÖKALP
Gökalp Hukuk Bürosu | Sapanca / Sakarya